Donörün işlemden önce dolu görünmesi, alımdan sonra nasıl görüneceğini tek başına söylemez. Saçın uzunluğu, taranış yönü ve tellerin kalınlığı enseyi olduğundan daha kapalı gösterebilir. Bu nedenle verici alana bakılırken köklerin hangi yüzeyde, nasıl bir dağılımla bulunduğu anlaşılmalıdır. Kişinin ekim sonrasında saçını kısa kullanma isteği de değerlendirmeye eklenir.

Alım yapıldığında geride kalan tellerin örtü sağlayabilmesi gerekir. Dar bir noktada yoğun çıkarım yapmak görünümde dalgalı veya noktasal açıklıklar bırakabilir. Uygun alanın sınırları kişiye özgü olduğu için toplam yüzeyi genişletmek her zaman çözüm olmaz. Ense çevresindeki her telin aynı niteliği taşıdığı varsayılmadan, incelme gösteren geçişlerin planda nasıl ele alındığı sorulmalıdır.
Of ve Yomra’dan başvuran biri daha önce işlem geçirdiyse bunu açıkça bildirmelidir. Önceki raporlar kök sayısı hakkında bilgi sağlayabilir; buna rağmen kalan kaynağın bugünkü ölçümü ayrıca yapılır. Eski bir planda ikinci seansın mümkün görülmesi mevcut yoğunluğun aynı kaldığını göstermez. İzler ve önceki alım dağılımı yeni uygulamanın kapsamını sınırlandırabilir.
Tekniğin iz biçimi üzerindeki etkisi de konuşulmalıdır. Tekil ünitelerin çıkarıldığı uygulamalarda küçük izler oluşabilir; şerit şeklindeki alımda ise farklı bir cerrahi iz söz konusudur. Bir yaklaşımın “izsiz” diye tanıtılması yerine kişinin saç biçiminde hangi izlerin görünür olabileceği açıklanmalıdır. İyileşmenin kişiden kişiye değişebileceği de değerlendirme dışında bırakılmamalıdır.
Verici kaynak yalnız bugünkü açıklık için harcanmaz; mevcut saç kaybının ilerlemesi halinde sonraki ihtiyaçları da etkiler. Bütün bölgeleri yüksek yoğunlukla kapatma isteği mevcut kapasiteyle bağdaşmıyorsa hedefin daraltılması gerekebilir. Ön ve tepe arasında öncelik seçimi bu yüzden sayısal bir işlem değil görünüm tercihidir. Görüşmede önerilen alımın hem alıcı yüzeyde ne sağlayacağı hem ensede ne bırakacağı anlaşılabilmelidir.